Dünyada okuma yazma oranının en düşük olduğu kıta muhtemelen Afrika'dır. Ancak aynı kıtanın sakinleri, geçmişte olduğu gibi büyük olasılıkla bugün de, yabancı dil bilme sıralamasında birinci sırayı işgal etmektedirler. Kabile içi evlenmenin yasak olduğu bölgelerde evlenmenin ön şartı müstakbel eşin kabilesinin dilini öğrenmektir. Evlilik çağma girmiş Afrikalı gençler yüzyıllardır en etkin dil öğretim kursuna katılmak suretiyle nesillerini devanı ettirmeyi başarmışlardır. Modern dil kurslarından farklı olan bu eğitim süreci, hedef dilin bizzat kullanıldığı doğal ortama gidip, orada işçi olarak çalışırken o dili farkında olmadan edinmekten ibarettir.
Modern dünyanın sakinleri ise yabancı dil öğrenme çabalarında öylesine hayal kırıklığına uğramışlardır ki, doğuştan sahip oldukları dil edinme yetisini ergenlik döneminde kaybettiklerini zannetmektedirler. Ergenlik sonrası doğal dil edinme yetisinin ortadan kalktığı savını çürüten en güçlü delil, yukarıda bahsedilen milyonlarca Afrikalının yabancı dil edinim deneyimidir. Eğer modern dünyanın bu görüşü doğru olmuş olsaydı, belki de bugün siyah ırk olmayacak ya da evlilik ön şartlarını değiştirmeleri gerekecekti. Zira insanlık tarihinin büyük bir döneminde, bırakın dilbilgisi kurallarının bilinmesi, yazı dahi kullanılmıyordu.
Burada altı çizilmesi gereken nokta şudur: Yabancı bir dili bilmek onu ana dilimiz gibi konuşmak demek değildir. Dili, doğal ortamında hayatımızı devam ettirecek seviyede kullanabilmek, anlaşılabilir olmak kaydıyla (aksan bozuk olsa dahi) hedef dilde duygu ve düşüncelerini ifade edebilmek, okuduğu ve dinlediğim anlayabilmek yeterlidir. Zaten yabancı dil öğrenenlerin çoğunun hedeflediği seviye de bundan fazlası değildir. Bundan öte, aksan dahil yabancı bir dili anadil gibi konuşabilme problemi, sadece ulusal benliğine küsmüş kişilerin ya da gizli servis ajanı olması gerekenlerin çözmesi gereken bir sorundur.
Yabancı bir dilin yeterli seviyede öğrenilmesine gelince her yetişkin bunu başarabilecek doğal bir kapasiteye sahiptir. Başka bir deyişle, doğuştan gelen dil edinme kapasitesi ergenlik sonrası etkisini bir ölçüde yitirse de bütünüyle kaybolmamakta, yetişkinlerin ihtiyacına cevap verecek ölçüde faaliyetini sürdürmektedir.
Yetişkinlerin yabancı bir dille ilgili bilgi ve becerilerini geliştirme adına izleyebilecekleri iki farklı yol vardır: edinme ve öğrenme. Öğrenme, çoğu öğrencinin okul ortamında karşılaştığı bilinçli bir süreçtir. Öğrenmede hedef, gramer kurallarının bilinçli bir şekilde irdelenmesi ve bol miktarda alıştırma ve pratik yapmak suretiyle otomatik hale getirilmesidir. Bu açıdan yabancı dil "öğrenimi", başka bir konunun öğrenimi ile benzeşmektedir: on-parmak daktilo yazmayı, araba sürmeyi ya da matematik kurallarını öğrenme gibi. Bütün bu öğrenme çeşitlerinde ortak olan, kuralların bilinçli olarak incelenmesinden sonra bol miktarda alıştırma yapmak suretiyle şuuraltına indirilmesi yani otomatikleştirilmesidir.
Yabancı bir dilin doğal şekilde kullanımını mümkün kılan bilgi ancak "edinme" yoluyla elde edilebilmektedir. Edinme ise kendine özgü bir bilinçaltı süreci olup başka alanlardaki öğrenme süreçleriyle benzeşmemektedir. Yabancı dil edinimi ile paralellik arz eden tek süreç, anadil edinimidir.
Burada altı çizilmesi gereken diğer bir nokta da iki grubun bilgi ve becerilerinin kalıcılıklarının karşılaştırılmasıdır. Edinim yolunu takip eden öğrenciler, doğal olarak sahip oldukları Evrensel Gramer iskeletine yeni bir doku örmekle meşgul olurken, öğrenme yolunu takip edenler yeni baştan suni bir iskelet oluşturma işiyle uğraşmışlar, yaklaşık üç kat daha fazla (haftada 7 saate karşı 22 saat) gramer dersi görmelerine karşın edinim yolunu takip eden öğrenciler kadar yol kat edememişlerdir. Daha da kötüsü, inşa etmeye çalıştıkları suni gramer çatısı her an yıkılmakla yüz yüzedir. Zira, matematik öğrenir gibi öğrenilen gramer kuralları matematik kurallarının unutulduğu hızda da unutulmaya mahkumdur.
İkinci dil öğrenenler arasındaki yaygın olan "Dil nankördür" görüşünün temelinde yetişkinlerin grameri bilinçli olarak "öğrenme" hırsları yatmaktadır. Bilinçli öğrenilen gramer bilgisinin nankör olduğu doğrudur. Edinilen bilgi ise sadıktır. Grameri edinme ile öğrenme arasındaki fark, kayaya yazı yazmak ile buza yazmak arasındaki fark gibidir. Kayaya yazmak vakit alsa da kalıcılığı buzdan çok daha uzun. süreli olacaktır.
Edinim grubunun üstünlüğü, haftada 7 saatlik gramer dersinin etkinliğinden değil, yoğun dinleme ve okuma deneyimlerinin sonucunda geliştirdikleri kalıcı bilinçaltı bilgisinden kaynaklanmaktadır. Öğrenim grubunun başarısızlığının altında yatan etken ise halihazırda sahip oldukları Doğal Evrensel Gramer bilgisini bir kenara bırakıp, yapay bir gramer oluşturma teşebbüsleridir.
Edinimi harekete geçiren mesajların iki temel özelliği vardır: anlaşılabilirlik ve ilgi çekicilik. Hiç bilmediğiniz bir dilde yayın yapan bir radyoyu yıllarca dinlesiniz de hiçbir şey edinemezsiniz çünkü dinlediklerinizi anlayamazsınız. Ancak aynı dilde televizyon seyrederseniz yavaş yavaş da olsa edinme gerçekleşir. Zira, görsel ipuçları duyulan mesajları az da olsa anlaşılabilir hale getirir. Seyrettiğiniz programların ilgi çekici olması da anlaşılabilir olmaları kadar önemlidir. Bu açıdan haber programlarından çok ilgi çekici filimler seyretmek daha faydalıdır. Filmleri altyazılı olarak seyretmek ise anlaşılabilirliği ve dolayısıyla edinimi müthiş derecede hızlandırır. Çoğu Avrupa ülkesinde İngilizce'nin çok iyi bilinmesinin temelinde iyi bir yabancı dil eğitim sisteminin olmasından ziyade orijinal İngilizce filmlerin kendi dillerinde altyazılı olarak yayınlanması yatmaktadır. Altyazılı filmlerin yüzlercesini seyreden izleyiciler bir müddet sonra artık altyazıyı okumadan filmleri anlayabilecek seviyeye ulaşmaktadırlar.
Türkiye'de ise, ne yazık ki, filimler Türkçe olarak seslendirilmekte ve zengin bir mesaj kaynağı olan televizyon, dil edinimi açısından yararsız hale getirilmektedir. Bütün bunlara rağmen Türkiye artık yabancı dilde (özellikle İngilizce) anlaşılabilir ve ilgi çekici mesaj bulma açısından fakır bir ülke olmaktan çıkmıştır. Aşağıda dil ediniminde kullanılabilecek yazılı ve sözlü mesaj kaynakları birer birer ele alınmıştır:
a) Basitleştirilmiş Hikaye Kitapları (Graded Readers)
Piyasada bol miktarda bulunan bu tür kitaplar anlaşılabilir ve ilgi çekici mesaj sunma adına önemli bir boşluğu doldurmaktadırlar. Başlangıçtan ileri seviyeye kadar farklı okuyucu kitlesine hitap eden bu kitapların seçiminde dikkat edilecek husus, hikayenin kişinin halihazırdaki seviyesinin ne çok üstünde ne de çok altında olmasıdır. Bunun kabaca ölçüsü, arada bir bilmedik kelimeler çıksa bile hikayeyi sözlüğe bakmadan okuyabilmektir. Bu seviye tespit edildikten sonra ard arda aynı seviyede bol miktarda kitap okunur. Okunan kitaplar çok basit gelmeye başlayınca bir üst seviyeye geçilir ve böylece en üst seviyeye kadar ulaşılır.
b) Tercümesi Okunmuş Veya Filmi Seyredilmiş Kitaplar
Basitleştirilmiş hikaye kitaplarının en üst seviyesi ile anadilinde kitap okuyan normal okuyucular (Native speakers) için yazılmış kitaplar arasında bir uçurum bulunmaktadır. Dolayısıyla en üst seviyedeki hikayeleri kolayca anlayabilen bir kişi, normal romanları okumada zorluk çekmekte, sık sık sözlüğe bakmak gereğini duymakta bu ise okumadaki akıcılığı engellemektedir. Dil ediniminde anlaşılabilirlik ve ilgi çekiciliğin öneminden bahsetmiştik. Her sayfada onlarca kelimeye bakma ihtiyacı doğduğunda, artık roman etkin bir mesaj kaynağı olma özelliğini yitirir: Hızın kesilmesi alınan mesaj miktarını azaltır, sık sık sözlüğe bakmak da bıkkınlık verir. Bu problemin bir çözümü ise öncelikle Türkçe çevirisi okunmuş (veya ilgili filmi seyredilmiş) olan bir romanın İngilizce'sini okumaktır. Bu teknik anlaşılma problemini çözse de ilgi çekicilik kriterine takılabilir zira sonunu bildiğimiz bir romanı çoğu zaman okumak istemeyiz. Ancak burada kişi kendi kendini motive edip hoşuna giden bir romanın yabancı dildeki orijinal baskısını okumaya kendini ikna edebilir Bu, en azından, sıkıcı gramer kitapları ile uğraşmaktan daha motive edici ve daha hızlı dil edindîrici bir yöntemdir.
c) Ses Kasetleri
Piyasada her seviyede anlaşılabilir mesaj sunan dinleme setleri (kitap+kaset) mevcuttur. Ancak bu setlerin seçiminde dikkat edilmesi gereken husus dinleme aktivitelerinin gramer öğretmeye yönelik olmamasıdır. Gramer öğretmeye yönelik dinleme setleri ilgi çekici olmaktan uzaktırlar. Bunun en çarpıcı örneği American Langauge Course serisinin dinleme kasetleridir. Piyasadaki hiçbir dil öğretim setinin sahip olmadığı, yüzü aşkın miktarıyla ALC kasetleri etkin mesaj kriterlerinden hemen hiçbirine sahip değildirler. Cümle seviyesinde bol miktarda anlamsız tekrarın bulunduğu ve öğrencinin dinlediğini düşünmesine bile gerek kalmadan tekrar etmesi için boşlukların bırakıldığı kasetlerde, mesaj miktarı oldukça seyrektir. Daha da kötüsü belli bir gramer kuralını öğrencilerin beynine işlemek maksadıyla hazırlanmış alıştırmalar bıkkınlık vermektedir. Bu şekilde hazırlanmış yüzlerce kaseti dinlemektense piyasada bulunan anlamlı metinlerle ilgili dinleme aktivitelerini içeren setlerin kullanılması daha etkilidir. Özellikle hikaye kitaplarının ses kasetleri bu konuda ideal mesaj kaynağı olma konumundadır. Kitabı okunup anlaşıldıktan sonra dinlenecek bu kasetler sayesinde edinim süreci oldukça hızlandırılabilir.
e) Video Kasetleri
Şüphesiz ki filmler ilgi çekici olmaları sebebiyle en önemli mesaj kaynaklarından birini teşkil etmektedirler. Ancak yabancı dil öğrenenler için orijinal filmleri anlamak oldukça zordur. İleri seviyedeki öğrenciler bile orijinal filmlerin kayda değer bir kısmını anlayamamaktadırlar. Bu sorunun bir çözümü filmleri altyazılı olarak seyretmektir. Ancak anadildeki altyazı okunurken, sözlü olarak gelen yabancı dildeki mesajlara dikkat edilememekte bu da alınacak mesaj miktarını azaltmaktadır. Bu sorunun çözümü ise önce altyazılı olarak seyrettiğimiz filmi altyazısını kapatarak tekrar seyretmektir. Mümkünse (bıkmamak şartıyla) aynı filmi tekrar ve tekrar seyretmek gerekir. Her seyredişte anlama oranı ve dolayısıyla edinme hızı artacaktır.
Diğer Haberler ve Duyurular